İslam ve Cihat

İSLAMİYETTE SAVAŞ OLGUSU VE CİHAT KAVRAMI

A-  CİHAT KAVRAMINA GİRİŞ

Cihat, kişinin kuvvetini Allah yolunda sarf etmesi, Allah inancını yayma anlamlarını taşımaktadır. Bunun sonucu olarak Kur’an ayetlerine dayanarak mükâfatlandırıldığı söylenir. Mükafat kişinin kurtuluşuna işaret eder. Cihat, sadece savaşmak ya da kuvvet kullanmak anlamlarını içermez. Allah yolunda gayret göstermek kuvvetle olabileceği gibi barışçıl yollarla da olabilir. Bunlar ikna ve propaganda olabilir. İlk gelen ayetler İslamiyet’in öğretilmesi ve yayılmasında iknaya dayalıydı.

Müminin cihat yükümlülüğünü yerine getirebileceği dört farklı yol vardır. Birincisi kalp ile yapılan şeytan ile cihattır. Bu Hz. Muhammed’in gözünde en önemli olan ve en büyük cihattır. İkincisi diliyle ve üçüncüsü eliyle yapılan cihat hakkı destekleme ve yanlışı düzeltmeye yöneliktir. Dördüncüsü kılıçla yapılır ve tam anlamıyla savaş manası taşır.

Savaşmak, hayatı riske atmaktır. İnsanın en büyük sermayesi hayatıdır. Savaşan insan, en büyük sermayesini riske atan kimselerdir. Bu riske girmek için yüksek idealler olmalıdır. Bu idealler Kur’an-ı Kerim ve sünnetlerde net bir şekilde tarif edilmektedir. Şehitlik İslam’da en yüce rütbelerden biridir. Peygamberin şehitlikle ilgili birçok müjdesi vardır

Savaş belli bir hukuk sisteminde istenen lüzumlarına uygunluğu İslam’da da önemlidir.  Roma’daki gibi bellum justum (meşru savaş) öğretisi önemlidir. Savaşın meşruluğunun yanı sıra savaş din emirleriyle de uyum içinde olmalıdır.

Savaşan iki taraftan birisi savaşın neticesiz, ortada sona ermemesi şartıyla- galip, diğeri mağlup duruma düşecektir. Savaşın seyri kendi aleyhlerinde gelişen taraf daha fazla zarara uğramamak, tamamıyla yok olmamak için ister istemez karşı tarafın hâkimiyetini kabul edecek, dolayısıyla sahibi bulunduğu topraklar galip tarafın sınırlarına katılacaktır. Böyle olunca, belirlenen şartlar doğrultusunda galip gelenin ülkesinde geçerli olan hükümler burada da yürürlüğe girecektir.

B-  CİHAD TÜRLERİ

İslam hukukçuları müminlerin yapacakları savaşı gayrimüslimlere, muhaliflere, mümin muhaliflere yapılan savaşları ayırmışlardır. Hukukçular bu tür savaşların hepsinin meşru olduğunu belirtmektedirler. İslamiyet’te altı tür cihat tanımlaması bulunmaktadır.

  1. Müşriklere Karşı Cihat: Allah’a iman etmeyenlerle uzlaşmanın müsaadesi bulunmamaktadır. Allah’a iman etmeyenler ya İslam’ı kabul etmeli ya da onlarla savaşılmalıdır. Kuran’da inanmayanlara karşı mücadele edilmesi gerektiği emredilmiştir. Allah’a eş koşan müşrikler savaş ile İslam arasında tercih yapmalıdırlar.
  2. Dinden Çıkmaya Karşı Cihat: Dinden çıkmak iki şekilde gerçekleşir. Birincisi mümin İslam’a karşı savaşmaksızın dinden çıkılabilir ikincisi de İslam’a savaş açarak dinden çıkılabilir. Eğer dinden dönenler otoriteye meydan okuyacak kadar güçlülerse imam onlara karşı cihat ilan edebilir. Fakat hukukçular önce müzakere etmek gerektiğini vurgular. Çünkü İslam’a göre ikna etmek esastır. Dinden dönen mürtedler İslam’a dönmeli ya da cihat meydan okumasını kabul etmelidir.
  3. Bağye (Ayrılmaya) Karşı Cihat: Bağı ayrılmaya teşebbüs etmek demektir. Eğer isyancılar imam otoritesini reddetmezlerse Dar-ül İslam’da barışçıl olarak oturabilirler. Eğer reddeder ve hukuka uymazlarsa o zaman onlara karşı savaş açılır. İsyancılara karşı savaş gayrimüslimlerinkinden farklıdır. Bu fark isyancı tutsakların öldürülmemesi ve ganimet mallarının müsadere edilememesidir.
  4. Bedevilere ve Anayol Soyguncularına Karşı Cihat: Müminler topluluğundan bedevilerce ve anayol soyguncularınca yapılan eylemler büyük hırsızlık diye adlandırılır. Onlara verilecek ceza Kur’an hükmü uyarınca imam tarafından karar verilmelidir. Fakat bunun yöntemi konusunda hukukçular arasında farklılıklar bulunmaktadır. Bu ceza kılıçtan geçirmek, hapsetmek veya sürgün olabilir. Bu ceza genel olarak eylemin ağırlık derecesine göre seçilmelidir.
  5. Ehl-i Kitab’a Karşı Cihad: Kitaplılar veya ehlü’l kitap Allah’a inanan fakat Müslüman olmayan Allah’ın lanetine uğrayan Yahudiler, Sabalılar ve Hıristiyanlardır. Onlar Peygamberin Kur’an’a uyma çağrısını reddettiler. Bu yüzden cezalandırılmaları gerekmektedir. Fakat Allah inancı oldukları için kısmi cezayı hak etmektedirler. Onlara karşı da cihat çağrısı yapılır. Bunlar cihat çağrısı karşısında üç seçeneğe sahiptirler: Birincisi İslam’ın kabulü, ikincisi vergi, üçüncüsü cihattır.
  6. Ribat: Ribat, savunma amaçları için limanlarda veya sınır kasabalarında ordu güçlerini yerleştirerek Dar-ül İslam sınırlarını korumaktır. Bu tarz cihat Kur’an’da yer alsa da daha çok İslam devletinin savunmacı döneminde uygulanmıştır. Özellikle Avrupa sınırı saldırılarına karşı ribat savunmacı olarak kullanılmıştır.

C-  ASKERİ İŞLEYİŞ

 

1-  Mücahidler ve Mücahidlerin Kumandası

Mücahidler, Allah yolunda muharebeye gitmelerine müsaade edilenlerdir. Mücahid olabilmek için bazı özelliklerin bulunması gerekmektedir; öncelikle mümin olmalıdır. Peygamberin ordusuna gayrimüslim almayı reddettiği ileri sürülmektedir. Hanefiler farklı olarak Peygamberin inanmayan desteği araştırdığını ve orduya alınmaması için bir sebep olmadığını öne sürmektedirler. Yine de genel olarak sadece müminlerin orduya alınması uygulanmıştır. İkinci olarak mücahit ergin ve akıllı olmalıdır. Akıl hastaları mazur görülmüşlerdir. Üçüncü olarak mücahit erkek olmalıdır. Kadınlar mücahit olamazlar. Sebebi Kur’an’da eril olan mümin kelimesine atıf yapılırken dişi olan müminat kelimesine atıf olmamasıdır. Büyük bir taarruz yaşanması halinde kadınlarda orduya katılabilirler. Müslümanların bakımı ve onlara yardım gibi konularda kadınlar görev alabilirler. Dördüncü olarak mücahit sağlam vücutlu olmalıdır. Fakat çarpışmaya gücü olmayıp maddi yeterliliği olanlar para desteğinde bulunabilirler. Beşinci olarak mücahit ekonomik olarak bağımsız olmalıdır. Yani borcu bulunmayıp ailesini geçindirecek ekonomik yeterliliğe sahip olmalıdır. Altıncı olarak mücahid anne ve babalarının iznini almalıdırlar. Yedinci olarak mücahit eylemini iyi niyetle yapmalıdır. Yani amacı dinini yükseltmek olmalıdır. Sonradan hakkı olan ganimet hedef olmamalıdır. Bu bono fides ilkesidir. Son olarak mücahit ödevlerini yerine getirmelidir. Bu ödevler itaate dayanmaktadır. Mücahit otoritenin kararlarını uygulamak zorundadır.

Mücahitlerin kumandası özel ve genel olmak üzere iki çeşittir. Özel olan askeri meselelerle ilgiliyken genel kumanda askeri sorumlulukların yanında diplomatik alanı da ilgilendirmektedir.  Genel kumandayı da ilgilendiren özel kumandanın sorumlulukları ordunun yönetilmesi, savaşı idare etmek, savaşta cesaret vermek, askeri teknikleri uygulamak ve mücahitler arasındaki düzeni sağlamaktır. Genel kumanda bu sorumlulukların yanı sıra barış anlaşmaları, müzakere ve ganimetlerin paylaşımı yetkilerini de içerir.

2-  Savaşın İdaresi

Savaş ordu kumandasının emri ile başlamaktadır. Fiili olarak savaşa başlamadan önce iyi dilekler konuşulur ve tekbir ile dua edilir. Bazı halife ve ordu şeflerine jus fatiale merasimlerindeki gibi savaşı başlatmaktan kaçınmaları ve daha uğurlu fırsatları değerlendirmeleri öğütlenmiştir. Fiili olarak savaş başlamadan önce cihada ilişkin Kur’an ayetleri ve şiirler okunduğu bilinmektedir. Amaç ordunun moralini yüksek tutmaktır.

Yayılma savaşlarında ilk vuruşma kabile savaşlarına benzer şekilde düzensiz gerçekleşirdi. Düşmana meydan okuyarak başlatılırdı. Her iki taraf saatlerce veya günlerce dövüşebilirdi.  Sonra öbekler halinde savaşçıların geri kalanları savaşa dahil olurdu. Müslümanlar, İslam öncesi Arabistan’da yaygın olan kerr ve ferr taktiğini kullandılar. Yani ordunun düşman üzerine bütün kuvvetiyle ani olarak saldırması tekniği kullanılmıştır. İslam ordusu tecrübe kazandıkça daha düzenli saldırı teknikleri kullandı. Ayrıca teşkilat ve teçhizatlarını da daha etkili kullanmayı öğrendi. Başka milletleri savaş teknikleri gözden geçirilip uygun bulunanlar benimsendi. Bunu şeriat düzenlememiş olmasına rağmen hukuk müsaade etti.

D-  GANİMETLER

Ganimet kelimesi özellikle gayrimüslimlerden zorla elde edilen mal için söylenir. Bunun yanında sadece taşınır veya taşınmaz mallara değil aynı zamanda savaş tutsakları ile kadın ve çocukları da kapsar. Zor kullanma unsuru esastır. Zor kullanmadan olursa fey olarak adlandırılır. Diğer taraftan imamın izni olması da gerekmektedir. İmamın izni olmazsa sahip olunan mallar mücahidler için çalınmış mallardır.

Ganimet harbe katılmış müminlere aittir. Halife Ömer’in rivayet ettiği üzere ganimet muhabereye tanık olana aittir. Hukukçularda bu konuda hemfikirdirler. Eğer mücahid savaş bitmeden ölürse payı varislerine verilmelidir.

Ganimet muharebe kazanılmasından önce değil sonra paylaştırılmalıdır. Çünkü ganimetin mülkiyet hakkının düşmandan kalkması ve Müslümana hak hale gelmesini sağlayan zaferin kazanılmasıdır. Savaş kazanılmış olsa da eğer dövüşme devam ediyorsa paylaşım zafere kadar ertelenmelidir. Ganimet mallarının bölüşüp paylaşılmasında Peygamber söz sahibiydi. Sonraki uygulamalarla Hanefiler, Malikiler, Şafiler ve bazı hukukçular farklı görüşlere sahiptirler.

Taşınmaz mallar taşınır mallar gibi zorla elde edilmiş ise ganimetin bir parçası olurlar. Fakat taşınmaz malların idaresi devletçe mülk edinilmesi dönemlere göre farklılık göstermiştir. Bu sebeple daha karmaşık gözükmektedir. Diğer taraftan da farklı mezheplerde farklı uygulamalar bulunmaktadır. Paylaşım sırasında mücahidler taşınmaz malı istemezlerse kamu malı olarak kalır.

Ganimetin diğer parçası da tutsaklardır. Bu eski bir uygulamadır. Fakat tutsaklara muamelede hukukçular dört yoldan birini uygulamayı önerirler. Bu yollardan birincisi tutsakların idamıdır. Fakat bu zorunlu olmadığı sürece tercih edilmemelidir. İkinci yol imam fidye ödemek koşuluyla onları serbest bırakabilir. Üçüncü yol olarak tutsaklar Müslüman tutsaklarla takas edilebilirler. Son olarak ise tutsak olarak devam edebilirler. Bu da kölelik kavramına işaret eder. Savaş ganimeti ile elde edilen köleler İslam’ı kabul etmeleri ya da haraç ödemeleri dahilinde serbest bırakılabilirler. Eğer kölelik hali devam ediyorsa mücahitler arasında paylaştırılabilirler.

Tuğçe Kafdağlı

Yıldız Teknik Üniversitesi – SBE Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi

 

KAYNAKÇA

Hadduri, Macid. İslam Hukukunda Savaş ve Barış. İstanbul: Yöneliş, 1999.

Yaman, Ahmet. İslam Hukukunda Uluslararası İlişkiler. Ankara: Fecr, 1998.

Kuttub, Seyyid ve diğ. İslam’da Cihad. Çizgi, 2009.

Mevdudi, E’bul Ala. İslam’da Savaş Hukuku. İstanbul: Buruc, 2009.

Akıncı, Ahmet. İslâm Hukukuna Göre Savaşta Uyulacak Kurallar (Yüksek Lisans Tezi). Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007.

Özel, Ahmet.İslâm Hukukunda Milletlerarası Münasebetler ve Ülke Kavramı, İstanbul: Marifet Yayınları, 1982.

Eren, Şadi. Cihâd ve Savaş. İstanbul: Nesil Yayıncılık, 1996.

Check Also

Savaş ve Sanat

Savaşın Sanata yansıması  Giriş İnsanlık tarihi boyunca sürekli var olan savaşlar bir taraftan yaşatmış oldukları …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by themekiller.com