Ana Sayfa / SAVAŞIN BİLİMSEL ETÜDÜ / Güç Geçişleri Yaklaşımı

Güç Geçişleri Yaklaşımı

GÜÇ GEÇİŞLERİ YAKLAŞIMI

Giriş

Güç geçişi teorisi, A.F.K. Organski tarafından 1958 yılında geliştirilerek ilk kez World Politics adlı eserinde yayınlanmıştır. Teori temelde büyük güçler arasında kapasitelerin birbirine yaklaştığı ve güç geçişi görüldüğü zamanlarda savaş çıkma olasılığının arttığını iddia etmektedir. Bununla beraber güç geçişi teorisi realizmin anarşik uluslararası sistem tanımlamasına karşı çıkarak, sistemde güçler arasında hiyerarşik bir ilişkinin bulunduğunu öne sürmektedir. Teoriye göre bu hiyerarşik ilişki yapısı bölgesel alt sistemlerde de görülmektedir. Bölgesel bir sistemde tepede yer alan güç bölgedeki statükoyu belirlemekte ve koruma sorumluluğunu üstlenmektedir. Hiyerarşik sistemin basamakları arasında görülen rekabet ve geçişler ise çatışmaların temel kaynağıdır.

Bu çalışma Organski’nin güç geçişi teorisini Güney Kafkasya bölgesel alt sistemine uyarlamaktadır. Öncelikle 1991’den itibaren Güney Kafkasya’da nasıl bir hiyerarşinin oluştuğu ve bu hiyerarşik yapının temel dinamiklerinin neler olduğu ortaya konulmaya çalışılacaktır.  Bununla birlikte hiyerarşinin tepesinde yer alan güç Rusya’nın bölgesel statükonun kurulması ve koruması üzerine yürüttüğü çabalarla, dominant pozisyonunu sürdürme amacı arasındaki ilişkiler incelenmektedir.

İlk bölümde güç geçişi teorisinin yapısı, bileşenleri ve temel hipotezleri özetlenmiştir. İkinci bölüm bu teorik çerçeve üzerinden, Güney Kafkasya’da 1991’den bu yana yaşanan gelişmeleri ele almaktadır. Bu bölüm üçe ayrılmıştır. Öncelikle 1991-1994 yılları arasında bölgesel hiyerarşinin kuruluşuna ilişkin gelişmeler incelenmektedir. Ardından ikinci alt bölüm 1994-2008 yılları arasında Güney Kafkasya’da görülen jeopolitik rekabetin bölgesel hiyerarşiye olan yansımaları üzerinde durmaktadır. Bu bağlamda küresel dominant güç ABD ve müttefiklerinin bölgeye müdahalesinin bölgesel statüko ve ekonomik değerlerin dağılımı üzerindeki etkileri ortaya konulmaktadır. Ayrıca yine bu bölüm içinde 2008 Güney Osetya savaşında Rusya ve ABD’nin attığı adımlar güç geçişi perspektifinden değerlendirilmektedir. Son olarak, üçüncü alt bölüm 2008 sonrası gelişmelere odaklanarak gelecekle ilgili ön görülerde bulunmaktadır.

  1. GÜÇ GEÇİŞİ TEORİSİ: YAPISI, BİLEŞENLERİ VE TEMEL HİPOTEZLER

Güç geçişi yaklaşımını klasik teori sınıflandırmasında bir kategoriye oturtmak zordur. Bazı yazarlar uluslararası politikada güç ilişkilerine odaklandığı için teoriyi realist olarak tanımlamak eğilimindedirler. Fakat teorinin uluslararası politikaya bakışı, realizmden oldukça farklıdır. Realistler uluslararası sistemi anarşik olarak nitelerken, güç geçişi yaklaşımı sistemin aktörlerin güçleri arasındaki sıralama bakımından hiyerarşik olarak düzenlendiğini varsayar. Bu bağlamda Tammen (v.d.) güç geçişi teorisini realist ya da idealist, klasik sınıflandırma üzerinden okuyamayacağımızı söyler. Teori daha çok rasyonalist teoriler gibi daha geniş bir kategori başlığı altında ele alınabilir.

Diğer taraftan güç geçişi hem yapısalcı hem de dinamik bir teoridir. Teori yapısalcıdır, çünkü ulusal güç kapasiteleri açısından devletler arasında bir hiyerarşik bir düzen olduğunu öne sürer. Güç geçişi aynı zamanda dinamik bir teoridir. Güçler hiyerarşisi sabit bir nitelikte değildir. Hiyerarşinin basamakları arasındaki geçişler olmakta ve bu geçişler uluslararası rekabet ve çatışmanın temel dinamiğini oluşturmaktadır.

Teorinin yapısını oluşturan üç temel kavram: “hiyerarşi,” “güç” ve statükoya bağlı “memnuniyet/memnuniyetsizliktir” (satisfaction and dissatisfaction). İzleyen alt bölümde bu kavramlar detaylı olarak incelenmektedir.

  1. Güç Geçişi Teorisinin Yapısı ve Bileşenleri
  2. Güç hiyerarşisi

Güç geçişi teorisi uluslararası sistemde ve bölgesel alt sistemlerde hiyerarşik bir sistem tanımlar. Bu hiyerarşi bir piramit şeklinde sembolize edilebilir. (Şekil 1.) Hiyerarşi ve gücün göreli dağılımı uluslararası sistemdeki tüm devletlerce bilinmekte ve tanınmaktadır.  Piramitte yukarı doğru gidildikçe oluşan daralmada görüldüğü gibi, güç sistemde eşitsiz dağılmaktadır Tepede yer alan büyük güçlerin sayısı az olmakla birlikte aşağı basamaklara doğru inildikçe devletlerin sayısı artar. En üstte yer alan devlet sistemdeki en güçlü devlet olup dominant güç olarak adlandırılır. Dominant güç sistemde statükoyu kuran ve belirleyen aktördür. Statüko uluslararası ilişkilerde değerlerin dağılımıyla ilgili belli bir düzeni ifade eder. Bu uluslararası ilişkilerin ekonomik, siyasi ve askeri tüm boyutlarını kapsamaktadır. Dominant güç kurduğu statüko içinde en avantajlı devlet konuma gelir ve sistemdeki değerli kaynakları büyük oranda kontrol eder. Ancak bu dominant devlet bir hegemon değildir. Dominant güç müttefikleriyle birlikte sistemdeki hiyerarşinin ve statükonun korunması için mücadele ederken, alt basamaklardan gelen karşı koymalarla mücadele etmek zorundadır.

Güç Geçişleri Yaklaşımı 7

Günümüz uluslararası sisteminde ABD dominant gücü temsil ederken, büyük güçler arasında Çin, Rusya, Avrupa Birliği, Almanya ve Japonya yer almaktadır. Tepedeki devletin dominant konumuna karşı koyabilmek için, o devletin ulusal gücünün minimum %80’i bir kapasiteye sahip olmak gerekmektedir. Bugün sadece Çin, ABD’ye potansiyel karşı koyucu kapasitesine sahip konumdadır.

Büyük güçlerin altında, orta ölçekli güçler yer almaktadır. Brezilya, Hindistan, Fransa gibi güçler bu basamakta bulunmaktadırlar. Sistemde bu devletlerin kapasitesi göze çarpmakla birlikte, dominant güce meydan okuyabilme seviyesine ulaşmamaktadırlar. En alt basamakta yer alan küçük güçler üst basamaklara göre sistem kaynakları üzerinde oldukça az bir kontrol kapasitesine sahiptirler. Küçük güçler sayıca en geniş grubu oluşturmaktadır.

Güç geçişi üzerine yapılan çalışmalar bölgesel düzeyde de hiyerarşilerin göründüğünü saptamıştır. Orta Doğu, Güney Amerika ve Kafkasya gibi örneklerde coğrafi güçlerin yer aldığı sıralama ve güç basamakları üzerinden bölgeye has hiyerarşiler tanımlanabilir. Bölgesel hiyerarşiler küresel hiyerarşik sistemin etkisi altında biçimlenmektedir. Ancak bölgesel hiyerarşinin üstteki uluslararası sistem hiyerarşisini etkileme kapasitesi yoktur. Benzer şekilde güç geçişi teorisi küresel savaşların bölgesel hiyerarşik sistemler üzerinde yayılabileceğini ancak bölgesel savaşların küresel sisteme doğru genişleyemeyeceğini öne sürer. I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı sistemik savaşlar olarak, birçok bölgesel alt sisteme yayılmışlardır. Ancak Kore, Vietnam ve Afganistan savaşları korkulanın aksine, küresel düzeye yayılmamıştır.

  1. Gücün tanımlanması

Güç geçişi teorisinde gücü tanımlamak merkezi bir önem taşımaktadır. Çünkü güçler arası rekabet ve geçişler sistemdeki savaş ve barışı belirleyen ön koşul olarak ele alınmaktadır. Gücün bileşenlerini “nüfus,” “ekonomik üretkenlik seviyesi” ve siyasal sistemin bireylerin katkılarını kanalize ederek kümülatif ulusal güce çevirme yeteneği anlamına gelen “siyasi kapasitedir”.

Ulusal gücün bu üç bileşeni arasında en sabit görünen nüfus değişkenidir. Özellikle gelişmiş ülkeler ekonomik büyümesi olgun düzeye ulaştıktan sonra siyasi ve ekonomik bazı programlarla nüfusunu arttırmakta zorlanmaktadırlar. Ancak nüfusun ulusal güce katkısı, ekonomik üretkenlik seviyesi ile doğrudan bağlantılıdır. Nüfusu kalabalık olduğu halde ekonomik üretkenlik seviyesi düşük olan ülkelerde üretilen kaynakların büyük çoğunluğu nüfusun kendi tüketimi için kullanılır. Bu yüzden nüfusun uluslararası alanda ulusal güce yaptığı katkı sınırlanır.

Ulusal gücün ikinci önemli bileşeni ekonomik üretkenlik düzeyindeki gelişim, ulusal gelir toplamı yani GSMH’deki değişimlerle ölçülmektedir. Organski tarafından geliştirilen “içsel büyüme teorisi” (endogenous growth theory) ekonomik büyümeyi ve aşamalarını tanımlamaktadır. (Bkz. şekil 2.) Nüfusu kalabalık olup ekonomik etkinliği zayıf olan devletler “yoksulluk tuzağına” (powerty trap) düşebilmektedirler. Aksine siyasi kapasiteyle desteklen ekonomik üretkenlik, gelişmekte olan ülkelerde hızlı büyümeye yol açabilmektedir. Bu devletler görece artan sermaye birikimiyle sürdürülebilir hızlı bir büyüme içine girebilirler. Bu da ulusal güç kapasitesine olumlu yansır. Ekonomik büyümenin ulusal güce katkısı siyasi kapasite ile doğru orantılıdır.  Bununla birlikte ekonomik gelişimi olgunluk seviyesine ulaşan devletlerde büyüme hızı yavaşlar. Bunun sebebi bu devletlerin nüfuslarına bağlı güç potansiyelini zaten gerçekleştirmiş olmasıdır. Arkadan gelen daha kalabalık bir gücün, bu devletin gücüne ulaşması onu geride bırakması mümkündür.

Güç Geçişleri Yaklaşımı 4

Üçüncü ve son bileşen siyasi kapasite bireylerin katkılarını ve ekonomik etkinliğini, sistemde ulusal çıkarı kollamaya yarayan ulusal güce dönüştürme yeteneğidir. Ekonomik büyüme ve toplumsal kalkınma de her zaman, ulusal güç artışı anlamına gelmez. Bunun için toplum üzerinde etkili kontrol sağlayan ve bireysel katkıyı ulusal güç kapasitesine kanalize eden etkin bir siyasi sisteme ihtiyaç vardır.

Siyasi kapasitesini güçlendiren uluslar, nüfusları buna izin verirse bölgesel ve uluslararası hiyerarşide dominant pozisyona oynayabilirler. Örneğin Hindistan’ın 1.242 milyon nüfusuyla ekonomik üretkenlik ve siyasi kapasitesini arttırması durumunda bölgesel ve küresel anlamda dominant güce meydan okuyabilir. Ancak 30 milyonluk Irak’ın yalnızca Orta Doğu bölgesel hiyerarşi ölçeğinde de olsa dominant pozisyonu yakalama olasılığı zayıftır.

Siyasi kapasitenin ölçülebilmesi diğer güç bileşenlerinin aksine oldukça zordur. Peki siyasi kapasiteyi nesnel bir biçimde ölçebilmek için siyasal sistemin hangi özelliklerine bakılabilir? Organski ve Kügler bu soruna cevap verebilmek için ekonomik kaynakları ulusal güce dönüştüren temel aracın bir devletin mali sistemi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu bakımdan siyasi kapasiteyi ölçebilmek için vergi sisteminin devlete sağladığı gelirlere ve devletin yaptığı harcamalara bakılmalıdır. Yine de GSMH nesnel olarak ölçülmesinin kolay olması nedeniyle birçok çalışmada ulusal gücü ölçmede temel alınmaktadır. Bu çalışma da aynı yöntemi izleyecektir.

  1. Memnuniyet/Memnuniyetsizlik

Devletleri savaş ve barış konusunda karar alamaya iten temel motivasyon küresel veya bölgesel hiyerarşinin ortaya koyduğu yapı ve kurallardan memnun olup olmadıklarıdır. Ulusal güç kapasitesinin bir üst basamaktaki devlete olan yakınlığı savaş olasılığını arttıran bir faktördür, ancak uluslararası çatışmanın temel kaynağı bir devletin hiyerarşideki pozisyonu güçlendirme arzusudur. Büyük güçler düzeyinde savaş sık görülen bir olgu değildir, çünkü onların çoğunluğu statükodan ve uluslararası sistemin işleyişini düzenleyen kurallardan memnundurlar.

Hiyerarşinin tepe noktasında yer alan dominant güç sistemdeki kuralları düzenleyen temel aktör olduğundan memnuniyet düzeyi yüksektir. Bu güç ayrıca sistemdeki kaynakların çoğunluğunu kontrol etmektedir. Bu yüzden dominant güç ve müttefikleri statükonun koruyucusu konumundayken, memnuiyetsiz karşı koyucular çoğunlukla uluslararası çatışmayı başlatan aktörler olmaktadır. Bir hiyerarşi piramidinde aşağı doğru gidildikçe memnuiyetsizlik oranı artmaktadır. (Şekil 3.)

Güç Geçişleri Yaklaşımı 5

Şekil 3: Memnuniyetin (satisfaction) dağılımı

Güç geçişi teorisine göre memnuiyet/memnuiyetsizlik olgusu uluslararası ittifakların istikrarını ve ömrünü belirleyen önemli bir etkendir. İttifakların istikrarı, üyelerin statüko üzerine benzer yaklaşımlarda bulunmasına bağlıdır. Dominant güçler, sistemde değerlerin dağılımından memnun olan büyük güçlerle ittifak kurarak statükoyu korurlar. Bu şekilde statükodan memnun güçler arasında kurulan savunmacı ittifaklar en istikrarlı ve uzun soluklu ittifaklardır. Diğer taraftan statüko üzerine ortaklaşa yaklaşımı bulunmayan memnun ve memnuniyetsiz güçler arasında da ittifaklar kurulabilir. Ancak bunlar ortak bir tehdide cevap vermek üzere kurulmuş kısa ömürlü ve geçici taktiksel ittifaklardır.

  1. Güç Geçişi Teorisine Göre Uluslararası Çatışmaların Açıklanması

Güç geçişi teorisine göre uluslararası sistemde çatışma olasılığını arttıran koşulları belirleyen iki kavram vardır: “denklik” (parity) ve “güç aşımı” (overtaking). Sistem veya bölge düzeyinde bir hiyerarşide denklik, büyük bir gücün dominant gücün kapasitesinin en az %80’ine ulaştığı durumlarda görülür. Böylece dominant pozisyona karşı koyan taraf meydan okuma kapasitesine erişmiş hale gelmektedir. Bu durumda savaş olasılığı yükselir. Denklik durumu, meydan okuyan gücün dominant devletin gücünü %20 aşması ile sona erer. Diğer taraftan güç aşımı (overtaking), meydan okuyucu gücün büyüme çizgisinde daha hızlı ilerleyerek göreceli olarak dominant gücü geçtiği noktayı ifade eder. Bu durum da savaş olasılığını ciddi biçimde arttırmaktadır.

Bu iki durum savaş olasılığını artırmakla birlikte, güç geçişinin savaşla mı yoksa barışçıl mı olacağını belirleyen faktör statükoya bağlı memnuniyet/memnuiyetsizliktir. Eğer dominant güce meydan okuyan aktör statükodan memnunsa, güç geçişinin savaşa yol açması düşük bir olasılıktır. Bu durumda güç geçişi barışçıl nitelikte olur. Ancak yükselen güç statükodan memnun değilse ve değiştirmek istiyorsa, çatışma oldukça yüksek bir olasılık haline gelir. Aşağıdaki grafikler bu iki ayrı durumu göstermektedir.

Güç Geçişleri Yaklaşımı 6

  1. Güç Geçişi Teorisinin Bölgesel Alanda Uygulaması: Çoklu Hiyerarşiler Modeli

Güç geçişi üzerine yapılan ampirik araştırmalar, iki güç arasında denklik durumunun çatışma olasılığını arttırdığını, ancak güç düzeyi arasındaki farklılıkların çatışma olasılığını azalttığını çoğunlukla doğrulamıştır. Bulgular bu hipotezin tüm devlet çiftleri üzerine uygulanabilir olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, 21. yy’da büyük güçler arası savaş olgusunun ortadan kalkması ve bölgesel çatışmaların sıkça gözlemlenmesi araştırmacıları güç geçişi teorisyenlerini bölgesel ölçekte test eden çalışmalar yapmaya itmektedir.

Uluslararası sistemin paralel işlevleri olan birçok bölgesel hiyerarşiden meydana geldiğini öne süren çoklu hiyerarşiler modeli Lemke tarafından 1993 yılında geliştirilmiştir. Buna göre bölgesel hiyerarşiler, en tepedeki küresel hiyerarşiye benzer biçimde çalışmaktadır. (Bkz. şekil 6, 7). Bölgesel ölçekte hiyerarşinin tepesinde bulunan dominant güç statükoyu kuran ve devamını sağlayan aktördür. Bölgesel statüko bölge çapında stratejik alanlar, ulaşım güzergahları, kültürel açıdan önemli topraklar üzerinde kontrol ve doğal kaynakların üzerinde hakimiyet gibi konularla ilgilidir. Aşağı basamaklarda yer alan aktörler kurulan statüko sonucunda avantajlı ya da avantajsız bir duruma gelebilirler. Eğer avantajsız ve memnuniyetsiz bir durumda olan güç bölgesel dominant güçle denklik durumuna gelmeyi başarırsa bölgesel bir savaş görülmesi mümkündür.

bölgesel hiyerarşiler

Bölgesel hiyerarşinin küresel hiyerarşiden etkilendiğini ancak tersinin pek mümkün olmadığını belirtmiştik. Aynı şekilde, bölgesel savaşların uluslararası sisteme sıçraması pek mümkün değilken, küresel savaşların bölgesel düzeye inmesi olasıdır. Aslında küresel dominant güçler, bölgeden stratejik kaynakların ihracı engellenmiyorsa ve küresel statükonun korunması açısından bir tehdit ifade etmiyorsa, bölgesel hiyerarşi ve statükoyla ve pek ilgilenmezler. Ülkesel sınırları belirleyen statüko kültürel ve ulusal güvenlik açılarından, küçük devletler için kritik önem taşıyabilir. Ancak bir bölgede toprak üzerindeki hakimiyetin dağılımı ve kimin nereyi kontrol ettiği, doğal kaynakların ihracının rahat bir şekilde yapıldığı durumlarda, dominant küresel gücün çıkarı açısından ciddi anlam ifade etmez. Aksi durumda dominant gücün bölgeye müdahale etmesi ve dışardan bölgesel hiyerarşinin düzenini etkilemesi mümkündür. Bu bağlamda, güç geçişi teorisi bölgesel hiyerarşilerin küresel hiyerarşiyle paralel çalıştığını söyler. Güç geçişi teorisini, Güney Amerika, Orta Doğu ve Uzak Doğu’daki bölgesel hiyerarşilere uyarlayan birçok çalışmada teorik varsayımların doğrulandığı görülmüştür.

Murat GÜNEYLİOĞLU

KAYNAKÇA

TAMMEN Ronald L., KUGLER Jacek, LEMKE Douglas, STAM III Allan C., ABDOLLAHIAN Mark, ALSHARABATI Carole, EFIRD Brian ve ORGANSKI A.F.K., Power Transitions: Strategies for the 21st Century, New York, Chatham House Publishers, 2000.

ZHU Zhiqun, US-China Relations in the 21st Century: Power Transition and Peace, New York, Routledge, 2006.

ANTONENKO Oksana, “A War with No Winners,” Survival, Vol:. 50, No: 5, 2008.

KUGLER Jacek ve LEMKE Douglas, “The Power Transition Research Program: Assessing Theoretical and Empirical Advances,” Manus I. Midlarsky (ed.), Handbook of War Studies II, Michigan, University of Michigan, 2000.

KUGLER Jacek ve ORGANSKI A.F.K., “The Power Transition: A Retrospective and Prospective Evaluation,” Manus I. Midlarsky (ed.), Handbook of War Studies I, Winchester, Unwin Hyman Inc., 1989.

ONEAL John R. ve PARK Yong H., “Testing Power-Transition Theory Using Alternative Measures of National Capabilities,” The Journal of Conflict Resolution, Vol: 41, No: 4, 1997.

CIA, The World Factbook,. https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/

IMF, World Economic Outlook Database, http://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2013/01/weodata/index.aspx

Missouri-St. Lois University, http://www.umsl.edu/services/govdocs/wofact92/

Check Also

Beklenti Teorisi

Uluslararası Çatışmalarda Beklenti Teorisi Ve Libya Müdahalesi Giriş Yazar, “Handbook Of The War/Savaşın El Kitabı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by themekiller.com